Küçük Alanlarda Verimli Bahçe Kurmanın Sırrı
Oturduğum dairenin balkonu tam olarak 4,5 metrekare. İlk yıl buraya on iki saksı sıkıştırdım, hepsini yere dizdim ve akşamları çamaşır asmak için yan yan yürümek zorunda kaldım. Domateslerin yarısı ışık alamadı, sulama suyu alt kattaki komşunun çiçeklerine damladı, ben de "burada bahçe olmaz" diye düşünüp vazgeçmeye hazırlandım. Vazgeçmedim; sadece yere değil yukarıya doğru düşünmeye başladım. O yıldan sonra aynı balkondan ailemin bütün yaz salatasını, üç çeşit aromatik otunu ve haftada iki kez masaya gelen kirazi domatesleri topladım. Aşağıda anlatacaklarım kitaptan değil, o dört buçuk metrekarede yaptığım hatalardan çıktı.
Önce Alanı Ölçün, Sonra Işığı
Balkon teras bahçesi tasarımına başlarken çoğu kişinin yaptığı ilk hata benimkiyle aynı: saksı almaya gitmek. Oysa yapılacak ilk iş bir hafta boyunca balkonu izlemek. Ben bir kağıda balkonun kaba planını çizdim ve sabah 9, öğlen 13, ikindi 16 ve akşam 18'de güneşin nereye vurduğunu işaretledim. Sonuç şaşırtıcıydı: en çok güneş alan yer yerde değil, korkuluğun üst hizasıydı. Yerdeki saksılar korkuluğun gölgesinde kalıyordu ve ben bunu bir yıl boyunca fark etmemiştim.
Bu gözlemden sonra kendime basit bir kural koydum:
- Günde 6 saatten fazla güneş alan bölgeler: domates, biber, patlıcan, fesleğen gibi meyve veren ve sıcak seven bitkiler.
- 4-6 saat arası: marul, roka, ıspanak, maydanoz, pazı.
- 4 saatin altı: nane, ekşi kulak, bazı süs yeşillikleri ve fide çimlendirme alanı.
Kuzeye bakan bir balkonunuz varsa ümidinizi kesmeyin; yetersiz ışıkta yetiştirme konusunda ayrı bir yazı hazırladım, orada yansıtıcı yüzeyler ve tamamlayıcı aydınlatmadan bahsettim. Ama planınızı gerçek ışığa göre kurmazsanız hangi saksıyı aldığınızın hiçbir önemi kalmıyor.
Dikey Bahçe: Duvarı Toprak Yüzeyine Çevirmek
Benim için dönüm noktası, balkonun yan duvarına vidalanan basit bir ahşap ızgara oldu. Üzerine kancalarla altı adet 5 litrelik saksı astım ve bir anda yerden hiç çalmadan altı yeni ekim noktası kazandım. Sonra fasulye ve salatalık için aynı ızgaraya sicim gerdim; bitkiler yukarı tırmandı, yer seviyesinde sadece 25 santimlik bir kap bıraktılar.
Dikey sistem kurarken öğrendiğim üç şey var. Birincisi ağırlık: dolu ve sulanmış bir saksı düşündüğünüzden çok daha ağırdır, bu yüzden montajı korkuluk demirine veya duvara sağlam dübelle yapın, alçıpana asmayın. İkincisi damlama sırası: üsttekini suladığınızda fazla su alttakine gider, o yüzden en üste su seven, en alta kuraklığa dayanıklı bitkiyi koymak işi kolaylaştırıyor. Üçüncüsü de ulaşılabilirlik: koltuk altı hizasından yukarısındaki saksıya hasat için her gün uzanmak yorucu, oraya bakımı az isteyen bitkiler gitsin.
Asılı saksılarda hacim meselesi
Asılı saksılar hoş görünüyor ama küçük olanları benim en çok bitki kaybettiğim yer oldu. Rüzgar ve alttan gelen hava akımı toprağı iki günde kemik gibi kurutuyor. 3 litrenin altındaki asılı kaplara artık sadece nane, kekik veya çilek koyuyorum; sebze için en az 7-10 litre hedefliyorum. Kap hacmi arttıkça sulama hataları da affediliyor. Doğru toprak karışımı burada iki kat önemli: hafif olsun ki asılı sistem taşısın, ama su tutsun ki günde iki kez sulamak zorunda kalmayın. Torf, kompost ve perlit üçlüsüyle kurduğum karışım yıllardır işimi görüyor.
Raf Düzeni ve Kat Kat Yerleşim
Üç katlı, 40 santim derinliğinde metal bir raf, balkonumun en verimli metrekaresi. Mantık şu: aynı yer izdüşümünden üç kat ekim alanı çıkarmak. Ama rafın yönü kritik. Rafı duvara paralel değil, güneşe dik yerleştirdiğimde alt katlar da ışık almaya başladı. Ayrıca raf katlarını sığ tepsilerle donatıp fide üretimini de oraya taşıdım; tohumdan mı fideden mi başlamalı sorusuna cevabım, yerim olduğu ölçüde tohum oldu, çünkü çeşit özgürlüğü çok daha fazla.
Raflarda benim uyguladığım kat mantığı:
- Üst kat: güneşi en çok isteyenler ve fide tepsileri. Kısa boylu, 20-30 santimde kalan bitkiler ki alt katı gölgelemesin.
- Orta kat: salatalıklar, roka, maydanoz gibi kesip kesip toplananlar. En sık uzandığım kat olduğu için burası bel hizasında.
- Alt kat: derin kaplar, soğan-sarımsak sıraları, su deposu, boş saksılar ve alet kutusu.
Rafın en büyük yan faydası da düzen. Aletlerin, makasın, gübrenin bir yeri olunca bakım işi zahmet olmaktan çıkıyor.
Küçük Alanda Sulama, Bakım ve Bitki Seçimi
Küçük alanın en acımasız tarafı, bir hatanın hemen görünmesi. Kapların hacmi küçük olduğu için toprak çabuk kuruyor, besin çabuk tükeniyor ve bir bitkide başlayan hastalık iki gün içinde komşusuna geçiyor. Bu yüzden şu alışkanlıkları edindim:
- Sabah erken sulamak; akşam ıslak kalan yaprak, mantar hastalığına davetiye.
- Parmağımı toprağa iki boğum sokup nem kontrolü yapmak; takvimle değil, toprakla karar vermek.
- İki haftada bir sıvı solucan gübresi veya kompost çayı vermek.
- Yaprak altlarını haftada bir kez kontrol etmek; yaprak biti erken görülürse sabunlu su yetiyor.
- Aynı kaba her yıl aynı aileden bitki ekmemek, toprağı tazelemek.
Bitki seçiminde de "dikey büyüyeni tercih et" kuralına döndüm.